CTA

kurumsal akademi

 

Prof. Dr. Kürşat Çağıltay - TED Üniversitesi Eğitim Fakültesi Dekanı
IEEE Türkiye Profesyonel Gelişim ve Eğitim Koordinatörü
Arzu Hancı Karademirci - SEM Eğitim ve Gelişim Merkezi Müdürü

Bu içerik, "Kurumsal Eğitimde Dönüşüm: Öğrenme Mühendisliği" başlıklı makaleden alınmıştır. Makalenin tamamına buradan ulaşabilirsiniz.

İş Çıktıları, Kanıt ve Hesap Verebilirlik
Küresel ölçekte bakıldığında, kurumsal öğrenme ve gelişim artık bir destek faaliyeti değil, stratejik bir yatırım alanıdır. 
Josh Bersin (2024), küresel kurumsal eğitim sektörünün 340 milyar doların üzerinde bir büyüklüğe ulaştığını ve şirketlerin çalışan başına yıllık ortalama 1.500 dolar yatırım yaptığını ortaya koyuyor. Benzer biçimde, The Business Research Company (2025), küresel kurumsal eğitim pazarının 2025’te ise 417,43 milyar dolar büyüklüğe ulaşmasının beklendiğini raporluyor. Bu tablo bize şunu açıkça gösteriyor: kurumlar öğrenmeye her zamankinden daha fazla yatırım yapıyor. Ancak, yatırımın ölçeği büyüdükçe, artık yalnızca ne kadar eğitim verildiği değil, bu eğitimlerin hangi problemi çözdüğü, nasıl bir etki yarattığı ve bu etkinin nasıl kanıtlandığı soruları da kaçınılmaz hale geliyor. Başka bir deyişle, kurumsal eğitimde mesele artık “daha fazla yapmak” değil; ne yaptığını bilerek, kanıta dayalı ve sistematik biçimde tasarlamak. Kırılma noktası, eğitim faaliyetlerinin performans, davranış ve iş çıktılarıyla kurduğu bağın ne kadar net olduğu. İşte bu noktada öğrenme mühendisliği, artan yatırımları anlamlı sonuçlara dönüştürmeyi hedefleyen bütüncül bir yaklaşım olarak öne çıkıyor. Bu yaklaşımı doğru okuyabilmek için, öğrenme mühendisliğini geçici bir moda kavram olarak değil; sınırları, iddiaları ve sorumluluk alanları net ve güncel bir disiplin olarak tanımak, ele almak gerekiyor.”

Kurumsal Eğitim Neden Öğrenme Mühendisliğine Dönüşmek Zorunda?Araştırmalar, birçok kurumda öğrenme ve yetkinlik geliştirme programlarının iş sonuçlarıyla sistematik biçimde ilişkilendirilmediğini ve bu nedenle davranış değişimi ile performans etkisinin sınırlı kaldığını göstermektedir. Örneğin, McKinsey & Company tarafından yayımlanan analizler, kuruluşların önemli bir bölümünün eğitim yatırımlarının iş performansına katkısını düzenli ve ölçülebilir göstergelerle takip edemediğini; bu durumun öğrenme programlarının sürdürülebilir etki yaratmasını zorlaştırdığını ortaya koymaktadır (McKinsey & Company, 2015; 2018). Benzer biçimde Boston Consulting Group’un insan yönetimi üzerine analizleri, organizasyonların yetenek yönetimi stratejilerini iş sonuçlarına bağlamak için daha sistematik ölçüm, geribildirim ve sürekli iyileştirme mekanizmalarına ihtiyaç duyduğunu göstermektedir (Boston Consulting Group, 2021). Bu bağlamda temel sorun, kurumların “eğitimin yapıp yapmadığı” değil; bireylerin ve kurumların nasıl öğrendiği, bu öğrenmenin hangi koşullarda oluştuğu ve öğrenmenin farklı bağlamlarda doğru karar verme becerisine dönüşüp dönüşmediğidir. Geleneksel L&D modelleri çoğunlukla içerik üretimi, program yaygınlığı ve katılım metriklerine odaklanırken; öğrenme mühendisliği, öğrenmeyi kanıta dayalı olarak tasarlanan, test edilen ve sürekli iyileştirilen bir sistem olarak ele alır (Goodell, 2022). Bu sistem yaklaşımı, bireysel öğrenme deneyimlerini organizasyonel kapasite inşasıyla doğrudan ilişkilendirir. Bu nedenle öğrenme mühendisliği, kurumsal eğitim için bir “ilerleme seçeneği” değil; artan yatırım baskısı, ölçülebilir etki beklentisi ve organizasyonel öğrenme ihtiyacının doğal sonucu olarak ortaya çıkan bir dönüşüm yönüdür (Bersin, 2024). Kurumlar açısından soru artık “öğrenme mühendisliğine geçmeli miyiz?” değil; “hangi hızda, nasıl ve hangi olgunlukla geçeceğiz?” sorusudur.